YANDINIZ!!!

Bu ülkede “andımız”ı kabul etmediniz ise “yandınız”! Ne Türk düşmanlığınız kalıyor, ne yobazlığınız, ne bilmem hangi parti yalakalığınız. Ancak sadece Allah’ın kınamasından korkanı devirecek herhangi bir dünyevi güç mü var?

Söz konusu andın metnine bile girmeden duraklıyorum. Çünkü başlıkta bile her şey ortaya çıkıyor: “Andımız!” Öncelikle siz kimsiniz? Benim kim olduğumu nereden biliyorsunuz? Sizin andınız neden benim de okumam gereken bir metin oluyor? Yani daha başlıkta bile bir zümreden bahsedildiği, başkasına söz hakkı verilmediği, bir tahakkümün amaçlandığı ortada. Kimsenin kalkıp “kendi adına konuş, benim andım bu olamaz” deme hürriyeti tanınmıyor.

Bunu söyleme gerekçemiz elbette tek başına başlık değil; bu başlığa sahip bir metnin bir kitleye zorla okutulmasıdır. Üstelik o öyle bir kitle ki, kendilerine “and nedir?” diye sorsanız bileceği şüpheli.

Başka ülkelerde bu uygulama var mı? Bu bizi niye ilgilendirsin ki? Tüm dünya uygulasa yanlışı doğru mu sayacağız? Hangi Türk anne-baba Almanya’da evladını “Ne Mutlu Almanım Diyene” diye bağırması dayatılan bir okula göndermekten mutluluk duyar?

Ben bir Türk’üm! Bu mensubiyetimi de önemsiyor ve çok da seviyorum. Ancak kim mensub olduğu boyu, aşireti, ırkı, milliyeti sevmez ki? Hem sevmeseniz ne olur? Annesini sevmeyen var mı? Varsa da değiştirme şansı var mı? “Yaw Nuri, ben Almanım ama inan hiç sevmiyorum bunu, ne mutlu sen Türküm diyorsun” gibi bir diyalog bu yazı dışında nerede geçebilir?

Bunlar Allah’ın insanlara imtihan koşulları olarak bahşettiği ikramıdır. Kişiler ailelerini, dillerini, milliyetlerini, renklerini ve doğuştan gelen daha pek çok özelliği seçme durumunda değildirler. Zaten o nedenle de Allah herkesin bu özelliklerini kendilerine sevdirmiştir. Ancak bu sevgiyi bir başkası üzerinde tahakküm ve/veya övünç konusu yapmaya asla izin vermemektedir. Bunu ilk yapan İblis’i bize örnek olarak göstermiştir:

“Allah dedi ki: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” Dedi ki: “BEN ONDAN ÜSTÜNÜM; BENİ ATEŞTEN YARATTIN, ONU BALÇIKTAN YARATTIN.””
Araf Suresi 12. ayet

Dikkat edilirse İblis bile olsa Allah’ın yaratıcılığından şüphesi yok. İşte bu nedenle yeryüzünde Allah tarafından yaratıldığını kabul etmeyen bir tek canlı bulunmamaktadır. Ancak İblis, Allah’ın kendisine yaratılıştan verdiği özelliği bir üstünlük saymaktadır. Belki ateş balçıktan gerçekten üstün bile olabilir. Zira Allah Celle Celaluhu buna dair bir şey söylemiyor. Allah’ın çok şiddetli itirazı, İblise kendisinin bahşettiği bir özellikle övünmesinedir:

“Allah dedi ki: “Yıkıl oradan; orada BÜYÜKLÜK TASLAMAYA HAKKIN YOKTUR. Çekil; sen alçağın tekisin.””  
Araf Suresi 13. ayet.

Aynı tavrın aslında İblis’i kafir yapan tavır olduğunu da Bakara Suresi bize bildiriyor:

“Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secde ettiler; ama İblis öyle yapmadı; KENDİNİ BÜYÜK GÖREREK DİRENDİ ve KAFİRLERDEN oldu.”
Bakara Suresi 34. ayet.

Yani İblis’e sorsanız kafir olduğunu kabul etmez. Ancak kibrinin onu kafir yaptığını Allah bize bildiriyor.

Oysa gerçekte;

“Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.”
Rum Suresi 22. ayet

Kendi ırkınızı yüceltmeniz otomatikman diğerlerini alçaltmanız anlamına gelir. Oysa yukarıdaki ayete göre her ırk Allah’ın bir ayetidir. Hiçbirini alçaltmaya, karalamaya kalkışmayı bırakın, bunu düşünemeyiz bile. Bir mümin için hepsi eşittir.

“Ey insanlık! Sizi bir erkekle bir dişiden yaratan biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbette Allah katında en üstününüz O’na karşı sorumluluk bilinci (takva) en güçlü olanınızdır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.”
Hucurat Suresi 13. ayet.

Şimdi bu ayetler varken biz nasıl kalkıp da birilerine “andımız” diye isimlendirdiğimiz bir metni zorla okutabiliriz? Nasıl belli bir milliyete mensubiyetimizi övünç kaynağı yapabiliriz? Elbette yapan yapar; ancak açıkça görülüyor ki hem bunu övünç kaynağı yapıp hem de mümin olmak mümkün değildir.

Bu tiplerin başka özelliklerini de Rabbimiz bize bildiriyor. Mesela bir tanesi de bu övünmeyi yapan veya dayatanlar, yaptıklarının faturasını da iftira etmek suretiyle Allah’a çıkarmaktadırlar:

“(İblis) dedi ki “MADEM BENİ AZDIRDIN, ben de senin doğru yolunun üstüne onlar için oturacağıma yemin ederim.”
Araf Suresi 16. ayet.

Bu ayette, yapılanın azgınlık olduğunun, yapan tarafından itirafı da gayet açık görülüyor.

Bütün bunları da bir yana bıraktığımızı düşünelim. Bir Müslüman için tartışmasız gerçek olan tek şey Allah’ın sözüdür. Birilerinin sloganı, kanunu, düşüncesi, akımı, doktrini falan değil. Allah’ın kitabına aykırı olanı babam da söylese atam da söylese elimin tersi ile iterim. Müslüman demek bu demektir.

“Rabbinin kitabından sana vahyedilene uy. Onun sözlerinin yerine geçecek bir şey yoktur. Ondan başka sığınacak bir yer bulamazsın.”
Kehf Suresi 27. ayet

“De ki: “Doğrular Rabbinizdendir. Doğruların peşinde olan inansın, görmezlik eden de onları örtsün. Yanlış yapanlar için perdesi kendilerini kuşatmış bir ateş hazırladık. Yardım isterlerse onlara, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir. Ne kötü içecektir o; ne kötü yerdir orası!”
Kehf Suresi 29. ayet.

“Gerçek Rabbinden gelendir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma.”
Al-i İmran Suresi 60. ayet.

Aslında üzerinde konuşmanın, tartışmanın bile abes olduğu bir konuda bu kadar çok tepki verilmesi, bu antla amaçlananın beyin yıkama olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü gerçekte ne söylediğinin bilincinde olmayan küçük zihinler bu garip övünç ile yıkanarak tartışmaktan, sorgulamaktan, eleştirmekten mahrum bırakılmaktadırlar. Buna en güzel örnek de bizzat bu yazının yazarıdır. Kafamdaki tartışılmaz saydığım tabuları yıkmanın bu kadar zor olmasında bu ant ve benzeri şeylerin de önemli bir etkisi olduğu kesindir.

Lafı hemen o dönem büyüklerine, kurucu kadroya falan getirmek isteyene de cevabım Allah’ın ayetlerindendir:

“Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandığı onlara, sizin kazandığınız size. Onların yaptıklarından siz sorumlu tutulacak değilsiniz.”
Bakara Suresi 134. ayet.

Bir müminin kendinden önce hayatlarını yaşayıp sınavlarını tamamlamış, ölüp gitmiş olanlarla ilgili olması gereken tavrı bile, yüceler yücesi (ulu) diye anılmaya layık tek varlık olan Allah Subhanuhu ve Teala, kitabında bize bildirmiştir:

“Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabb’imiz bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi affet. O kardeşlerimize karşı kalplerimizde bir kin bırakma! Rabb’imiz, sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.”
Haşr Suresi 10. ayet

Esasında andın içeriğinden çok dayatılması konusu önemlidir. Çünkü isteyen kendi ile ilgili dilediğini düşünebilir. Başkalarından üstün olduğunu düşünme özgürlüğü de vardır çünkü kafir olmak da Allah’ın her insana tanıdığı bir özgürlüktür. Bunu kimse alamaz. Ancak bunu başkalarına dayatması kabul edilecek şey değildir. Andımız denen şeyin kaldırılmasına karşı olanlar bir araya gelip, isteyerek ve anlamını da anlayarak antlarını okuyabilir ve birbirlerini alkışlayabilirler. Buna kim karışır? Ama bir başkasını okumaya zorlayamazlar.

Bir de varlığın bir kimliğin varlığına armağan edilmesi var ki, asla kabul edilemeyecek bir başka meseledir. Bir kişiye varlığını bahşeden Allah’tır. Allah bu varlığı birilerine armağan etme hakkını bize vermemiştir. Savaş için bile belli şartların oluşması gerekir ki o şartlar da Mumtahine Suresi 8-9. ayetlerle bildirilmiştir. Bunun dışında bir müminin varlığını herhangi bir şeye armağan etmesi söz konusu edilemez. Müslümanlığını bir iddia olmaktan öteye taşımak isteyenler için Allah’ın kitabında bir and zaten mevcuttur. Benim andım da işte budur:

De ki: “Benim duam, ibadetim, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir.”
En’am Suresi 162. ayet.

Ancak Allah’ın bu ayetini bile birilerine zorla kabul ettirmeye çalışmak yahut her sabah okutmak yine Allah’ın ayetiyle yasaklanmıştır:

“Dinde zorlamanın hiçbir çeşidi olmaz. Doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz, Allah‘a inanırsa, kopması imkânsız en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir.”
Bakara Suresi 256. ayet.

Bir de “Sen bunun altında yatan sebebi biliyor musun? Andı kaldıranların niyetleri seninki gibi mi sanıyorsun? Onlar bu ayetler yüzünden mi bunu yapıyorlar?” şeklinde mızmızlananlar var. Bu kafayı benim anlamam gerçekten imkansız. Bu ne pespaye bir bakıştır. “Andımız” denen şeyle ancak bunların yetişmiş olmasına aslında hiç de şaşmıyorum. Doğru olanı düşmanım bile yapsa onu desteklerim. Doğruların evrensel ve sarsılmaz bir gücü vardır. Kimsenin çığırtısı doğrunun sesini bastıramaz. İnsanlar ne zamandan beri niyetleri, kalpleri okuyabiliyorlar. Hem okusalar ne olur? Bu doğru olanın yapılmasını engellememiz gerektiğini mi gösterir? Başkasının kalbinde taşıdığı niyet bizi hiç enterese etmez. Herkesin yaptığına bakılır. Hırsızı niyeti iyi diye cezalandırmamak da aynı şey olmaz mı?

“Kim de inkara saparsa artık onun inkarına üzülmen gerekmez. Sonunda Bize dönecekler ve Biz yaptıklarını bir bir kendilerine haber vereceğiz: ÇÜNKÜ ALLAH GÖĞÜSLERDEKİ SIRLARI BİLENDİR.”
Lokman Suresi 23. ayet.

Kısacası neresinden tutsanız elinizde kalan bir konuda bu kadar tantana edilmesi de biraz and dediklerimizin eseridir. Yazımı hatırımdan çıkarmamaya çalıştığım bir ayeti üzerinde birlikte düşünmek niyetiyle paylaşarak bitiriyorum.

 “De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz topluluk, elde ettiğiniz mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz konaklar, eğer size Allah’tan, elçisinden ve onun yolunda zorluklara göğüs germekten daha sevimli geliyorsa bekleyin, nasıl olsa Allah’ın emri gelecektir. Allah yoldan çıkan bir topluluğu yola getirmez.””
Tevbe Suresi 24. ayet.


Allah’a emanet olunuz.

Erdem Uygan

By | 2017-04-20T11:13:26+00:00 Ekim 1st, 2013|Kur'an'la Bakış|2 Comments

About the Author: